| Sigorta hakemliği sınavında Medeni Hukuk 5 soruyla temsil edilir. Soru sayısı az görünse de kapsam, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik ile net biçimde sınırlandırılmıştır: sınavda yalnızca Başlangıç Hükümleri ve Kişiler Hukuku sorulur. Aile hukuku, miras hukuku ve eşya hukuku sınav kapsamı dışındadır. Bu daraltma, hazırlık sürecini son derece yönetilebilir hale getirir.
Bu kapsamın seçilmesi tesadüf değildir. Bir sigorta uyuşmazlığında hakemin önüne gelen ilk sorular çoğu zaman bu iki alandan doğar: sözleşmeyi kuran kişinin ehliyeti var mıydı, taraflar dürüstlük kuralına uygun davrandı mı, ispat yükü kimin üzerindedir, tüzel kişi adına imza atan kişi yetkili miydi. Aşağıdaki anlatım, konuları bu pratik bakış açısıyla ele alır.
Başlangıç Hükümleri (TMK m. 1-7)
Hukukun Uygulanması ve Kaynakları
Türk Medeni Kanunu’nun 1. maddesi, hukukun nasıl uygulanacağını üç kademeli bir sistemle düzenler. Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa hâkim örf ve âdet hukukuna göre karar verir. O da yoksa hâkim, kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir; bu, hâkimin hukuk yaratması olarak adlandırılır.
Buradaki sıralama katıdır ve sınavda sıkça test edilir. Hâkim, kanunda hüküm bulunduğu halde doğrudan örf ve âdete başvuramaz. Ayrıca hâkim karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır; ancak bunlar bağımsız birer hukuk kaynağı değil, yardımcı kaynaktır.
Dürüst Davranma ve Hakkın Kötüye Kullanılması
TMK m. 2 uyarınca herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Bu hüküm, medeni hukukun en geniş uygulama alanına sahip kuralıdır ve sigorta uyuşmazlıklarında sürekli karşımıza çıkar.
Sigortacılıkta somut yansımaları şunlardır: sigorta ettirenin sözleşme öncesi beyan yükümlülüğü, sigortacının aydınlatma yükümlülüğü, hasar ihbarında iyiniyetli davranma, poliçedeki belirsiz hükümlerin düzenleyen aleyhine yorumlanması. Dürüstlük kuralı, hâkimin takdir yetkisini kullanırken başvurduğu temel ölçüttür.
İyiniyet
TMK m. 3, kanunun iyiniyete hukuki sonuç bağladığı durumlarda iyiniyetin varlığının asıl olduğunu belirtir. Yani iyiniyet karine olarak kabul edilir; iyiniyetli olmadığını iddia eden taraf bunu ispatlamakla yükümlüdür. Ancak durumun gerektirdiği özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.
İyiniyet ile dürüstlük kuralını karıştırmamak gerekir. İyiniyet (m. 3) bir bilme veya bilmeme durumudur; sübjektif bir haldir. Dürüstlük kuralı (m. 2) ise davranışın objektif ölçüte göre değerlendirilmesidir. Sınavda bu ayrım doğrudan sorulabilir.
Hâkimin Takdir Yetkisi
TMK m. 4’e göre kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir. Takdir yetkisi keyfilik değildir; hâkim bu yetkiyi kullanırken gerekçe göstermek zorundadır.
Genel Nitelikli Hükümler
TMK m. 5, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümlerinin, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağını düzenler. Sigorta hukuku bakımından bu hüküm kritiktir: Türk Ticaret Kanunu’nun sigorta hükümlerinde boşluk bulunduğunda genel hükümlere başvurulmasının dayanağı budur.
İspat Yükü
TMK m. 6 uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Bu, sigorta tahkiminde en çok uygulanan hükümlerden biridir.
Uygulamadaki dağılım şöyledir: sigortalı, rizikonun gerçekleştiğini ve zararın miktarını ispatlar. Sigortacı ise teminat dışılık, istisna hükmü, beyan yükümlülüğüne aykırılık gibi kendi lehine sonuç doğuran olguları ispatlar. Yani ödeme reddinin dayanağını sigortacı ortaya koymak zorundadır.
Resmî Belgelerle İspat
TMK m. 7’ye göre resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle bağlı değildir. Trafik kazası tespit tutanağı, tapu kaydı ve nüfus kaydı bu kapsamda değerlendirilir.
Kişiler Hukuku: Gerçek Kişiler
Kişiliğin Başlangıcı ve Sona Ermesi
Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Çocuk, hak ehliyetini sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder. Bu kurala cenin lehine hak ehliyeti denir ve özellikle hayat sigortalarında lehtar belirlenmesi bakımından önem taşır.
Bir kimsenin ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolması hâlinde, cesedi bulunamamış olsa bile o kişi ölmüş sayılır. Buna ölüm karinesi denir. Ölüm karinesinde ölüm kesin sayıldığından ayrıca mahkeme kararına gerek olmaksızın nüfus kaydı düşülebilir.
Gaiplik
Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir. Ölüm tehlikesinin üzerinden en az bir yıl, son haber tarihinin üzerinden en az beş yıl geçmiş olması gerekir.
Gaiplik kararı hayat sigortalarında doğrudan sonuç doğurur. Sigorta bedelinin ödenmesi bakımından gaiplik kararı ile ölüm arasındaki fark, sigorta hakeminin önüne gelebilecek tipik bir uyuşmazlık konusudur.
Hak Ehliyeti
Her insanın hak ehliyeti vardır. Buna göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde haklara ve borçlara ehil olmada eşittir. Hak ehliyeti doğumla kazanılır, ölümle sona erer ve kişinin yaşı, ayırt etme gücü veya kısıtlılığı bundan etkilenmez. Hak ehliyetinden kısmen dahi vazgeçilemez.
Fiil Ehliyeti ve Dereceleri
Fiil ehliyeti, kişinin kendi fiilleriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesidir. Tam fiil ehliyeti için üç koşul aranır: ayırt etme gücüne sahip olmak, ergin olmak ve kısıtlı olmamak. Bu koşulların varlığına göre kişiler dört gruba ayrılır.
Tam ehliyetliler, üç koşulu da taşıyan kişilerdir. Her türlü hukuki işlemi tek başlarına yapabilirler; sigorta sözleşmesini geçerli biçimde kurabilirler.
Tam ehliyetsizler, ayırt etme gücü bulunmayan kişilerdir. Yaşı veya kısıtlılığı ne olursa olsun yaptıkları işlemler kesin hükümsüzdür. Bunlar adına yasal temsilcileri işlem yapar. Ayırt etme gücü olmayan bir kişinin imzaladığı poliçe, sonradan onaya bağlı değil, baştan geçersizdir.
Sınırlı ehliyetsizler, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve ayırt etme gücüne sahip kısıtlılardır. Kural olarak yasal temsilcilerinin rızası olmadan borç altına giremezler. Ancak karşılıksız kazanmada, kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanılmasında ve yasal temsilcinin izin verdiği işlerde tek başlarına hareket edebilirler. Haksız fiillerinden ise kendileri sorumludur.
Sınırlı ehliyetliler, kendilerine yasal danışman atanan kişiler ile evlilik birliğinde eşlerdir. Belirli işlemler bakımından ehliyetleri sınırlandırılmıştır.
Ayırt Etme Gücü ve Erginlik
Yaşının küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk veya benzeri sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes ayırt etme gücüne sahiptir. Ayırt etme gücünün varlığı asıldır; yokluğunu iddia eden ispatla yükümlüdür.
Erginlik on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar. Evlenme kişiyi ergin kılar. Ayrıca on beş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkeme kararıyla ergin kılınabilir.
Kişiliğin Korunması
Kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz. Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir; saldırının önlenmesini, sona erdirilmesini veya hukuka aykırılığının tespitini dava edebilir. Ayrıca maddi ve manevi tazminat ile kazancın iadesi talep edilebilir.
Yerleşim Yeri
Yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz. Yerleşim yeri, sigorta tahkiminde yetkili büronun belirlenmesi bakımından önem taşır.
Kişiler Hukuku: Tüzel Kişiler
Tüzel Kişilerin Ehliyeti
Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaratılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildir. Bu, tüzel kişilerin hak ehliyetinin sınırını çizen temel kuraldır.
Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla fiil ehliyetini kazanır. Organlar, tüzel kişinin iradesini açıklar ve yaptıkları hukuki işlemlerle diğer bütün fiillerinden tüzel kişi sorumlu olur. Organların kusurlarından dolayı ayrıca kişisel sorumlulukları da devam eder.
Sigorta uygulamasında bu hüküm doğrudan işler: sigorta şirketi adına işlem yapan yetkilinin fiilinden şirket sorumludur. Aynı şekilde tüzel kişi sigorta ettirenin beyanı, organı aracılığıyla yapılmış sayılır.
Tüzel Kişilerin Yerleşim Yeri ve Sona Ermesi
Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir. Tüzel kişilik, amacın gerçekleşmesinin olanaksız hâle gelmesi, kanunda öngörülen sona erme sebeplerinin gerçekleşmesi veya mahkeme kararıyla sona erer.
Sınava Hazırlık Notu
Bu konudan gelen beş soru genellikle şu başlıklarda yoğunlaşır: dürüstlük kuralı ile iyiniyet ayrımı, ispat yükünün dağılımı, fiil ehliyeti dereceleri ve her derecenin sonuçları, ölüm karinesi ile gaiplik farkı, tüzel kişinin organ aracılığıyla sorumluluğu. Soruların çoğu doğrudan madde bilgisinden ziyade kavramların birbirinden ayrılmasını ölçer.
Sınavda dört yanlışın bir doğruyu götürdüğü unutulmamalıdır. Emin olunmayan sorularda seçenek eleyerek ilerlemek, tamamen tahmine dayalı işaretlemekten daha güvenlidir. |